| • nilgün marmara |
| 1. | kırmızı kahverengi defter ve daktiloya çekilmiş şiirlerin sahibesi. 1987 yılında 28 yaşındayken bedenini boşluğa bırakarak canına kıymayı seçmiş bakmaya kıyılamayan şair... (bak: sylvia plath) |
| (gaydırıguppak, 21.04.2007 00:05:59 ~ 21.04.2008 03:16:13) | |
|
|
|
| 2. | 'yaşamın neresinden dönülse kardır' diyen sylvia plath aşığı büyük şair. |
| (divine, 25.04.2007 15:15:13 ~ ) | |
|
|
|
| 3. | ''sylvia plath'ın şairliğinin intiharı bağlamında analizi'' (2006) adlı kitabı kaleme alan ve sonra kitapta analiz ettiği şairle aynı kaderi yaşamayı seçen, hüzün çeken şair... |
| (mbk, 25.04.2007 16:27:12 ~ ) | |
|
|
|
| 4. | moda'da annesinin kafesi bulunmaktadır. |
| (lizaminnelli, 25.04.2007 16:48:54 ~ ) | |
|
|
|
| 5. | sylvia plath’in şairliğinin intiharı bağlamında analizi ve daktiloya çekilmiş şiirler everest yayınevi tarafından basıldı. s. plath'in şairliği bağlamında intiharı bağlamında analizi daktilo çıktısı gibi düzenlendi. daktiloya çekilmiş şiirler ise farklı yayın evi tarafından basıldıktan sonta bu sefer üçüncüye everest'ten çıktı. |
| (bellé, 28.04.2007 20:48:40 ~ ) | |
|
|
|
| 6. | çatılardan uçtu... terliklerini bırakarak... çıt bile çıkarmadan... * |
| (weirdcat, 03.05.2007 23:54:40 ~ ) | |
|
|
|
| 7. | "benle benim aramdaki farkı görebiliyor musun?" |
| (simply, 25.07.2007 00:12:59 ~ ) | |
|
|
|
| 8. | nilgün'ün en canyakan fotoğrafıdır kırmızı kahverengi defter'in arka kapağında yer alan fotoğraf. o küçücük kız büyüyüp ölü bir kadına dönüşmüştür işte bu toplumun cinnet surlarının içinde... ve boşuna haykırmamıştır; hepiniz mezarısınız kendinizin diye... |
| (gaydırıguppak, 25.07.2007 00:45:33 ~ ) | |
|
|
|
| 9. | "kapı kimin üzerine kapatılıyorsa, o, dışarıda kalanın değildir..." |
| (gaydırıguppak, 26.08.2007 16:18:52 ~ ) | |
|
|
|
| 10. | maskelerinizi kuşanıp yalanlarınızı çoğaltın hepiniz mezarısınız kendinizin... |
| (latthis, 26.08.2007 16:29:14 ~ ) | |
|
|
|
| 11. | ... sonra buradan giderdim bir hiç için, nasıl hiç nedensiz dökülüp de yollara vardımsa şu doğa kucağına ve birden buralı doğumlu, buralı yaşamışlı nasıl duyabildiysem ben-imi, öyle kolayca bir başka belde de kabullenebilir beni ve hep bulurum yeni güneşler yeni dağlar yeni denizler yeni sevi titreşimleri, hiç yardımsız. düşüneceğim bu buluntuların ne kadar sonsuz olacağından başka hiçbir şey ve yaşamın tüm kolaylığı içindeki erişilmez gizem ve güçlük... - bir kelebeğin insanlara çok doğal görünmesine karşın, doğanın onu o denli uyumlu yaratabilmek için belki de düşlenemeyecek nicelikte zorlukları göğüslemişliği. bu çok hızlı bir müzik ritmi benzeri, beynimi kazacaktır, ya da bir ılık rüzgâr gibi okşayıcı olacaktır benim için. korkunç kokular saçan, renk cümbüşü içinde, çekiciliği kavranamaz çiçekli yolların, sürekli kuşkucu yolcusu kimliğinde belirlenemez miyim? incecik tahtalar üstünde neredeyse denizin üstünde, ortasında yürüyormuş duygusu yaratan iskelelerin, ayakları kaydırma olasılığı için korkarak, geceleri sakınımlı adımlar sıralayan bir deniz gecesi ya da gece denizi tutkunu olarak sürüklenemez miyim? hep yürüyen biri olmak istenmez, yürümek sürekli izlenimdir, duraklamak ve düşünceyi beklemektir yolun varlık kanıtı. dural bir yol isterim, öyle bir yer ki hem yürüyüş duyumunu yaşatacak hem de duruk. orada, motorları geçen işleyişiyle beynimin, yalanlar, gerçekler, düşsellik, geçmiş, olacaklar, tüm olasılıklar, göksellik, yersellik, erlik, dişilik, hünsalık, görülenler, görülemeyenler, yaşadıklarını sananlar, hiç yaşamayacaklarını sezenler, göreceli tutuncalar bularak onlara sarılıp ana memelerini bırakmak istemeyenler örneği yaşamlarını sürdürmekte bekinenler, ışıklı hayatlar, karanlıklara gizlenenler, seçmeler, vazgeçmeler, değişimler, tanrılılar, tanrısızlar, yakaranlar, ilençleyenler, yeni canlar yaratmak için çırpınanlar, yarattıktan sonra pişmanlıkla yananlar, bu olayı unutmuş olanlar, kendilerini bile sürükleme gücünden yoksun insana dönüşebilecekleri daha tohumken yok edenler, çılgınca arzulayanlar, arzularını gizleme zorunluluğu duyanlar, taşıdıkları gizil güçten habersiz olanlar, en yüce sevgileri düşleyenler, sevgi sözcüğünü silenler, yine yazanlar, yazgı diye ölümü bekleyenler, yaşamlarının son bulacağına başkaldıranlar, elleri ve gözleri göğe çevrili o en büyüğün ellerini tutacağını ve göz kapaklarını okşayacağını umanlar-üzerine, üzerinde sonsuz düşün gidiş gelişleriyle kıvranabilirim... kasım, 1979 istanbul |
| (nükleerbaşlıklıkız, 26.08.2007 17:59:44 ~ ) | |
|
|
|
| 12. | "şimdi gözyaşı ve endişe küplerini gizliyor aşk, kanadında." |
| (nükleerbaşlıklıkız, 26.08.2007 18:02:21 ~ ) | |
|
|
|
| 13. | cok yalnizim, mutsuzum gorundugum gibi degilim aslinda karanliklarda kaybolmusum bir isik ariyorum, bir umut ariyorum uzun zamandir aradikca batiyorum karanlik kuyulara kimse duymuyor cigliklarimi duyan aldiris etmiyor cekip kurtarmak istemiyor bense insanlarin bu ilgisizligi karsisinda ilgiye susamisim umidimi yitirmisim biliyorum bir gun dayanamayacak kucuk kalbim arkami donup inandigim ve guvendigim herseye veda edecegim nilgün marmara |
| (karanliksonbahar, 21.09.2007 21:23:11 ~ ) | |
|
|
|
| 14. | savruk yiilarin soldurdugu bedenime dokun nilgün marmara’ya sevgi en solgun mevsiminden geçiyor belki de ve biterken bir kahramanlık çağı bu kanlı operayı seyrettiğim alevlerle gölgelenmiş aynadan kendime tutkun ayrılıyorum. loş ışıkların altında birbirlerine kırık dökük aşk öyküleri anlatan orospu mesihlerden geçerken... bu artık son kez dokunuşum akşamın parmak uçlarına. ey uyumlu şizofrenler hüzünlü benciller bağışlayın bana bu akşamı... kimsesiz çocukların gözlerinde seyrettiğim bu akşamı. birkaç randevu için beklettiğim intiharım ve umudun kan kıyısından gelen kadın için bağışlayın. o esirgeyen gülüşü ve köpüklü eşarbıyla gelirdi çünkü umudun kan kıyısından gelirdi. ve artık cüzzamlı çocukların yüzlerini okşayan elleri savruk yılların soldurduğu bedenime dokunsa kaygılanmazdı... sevgi en solgun mevsiminden geçiyor belki de çünkü dönemem bir sokak köpeği gibi zehirlediğim yalnızlığıma... ve karşılıksız acılarda boğulurken gülüşüm beni sana gittikçe bağlayan utancına sakla hüznünü, bana çirkinliğimden ve tarihimden uzak bir ölüm getir... özentisiz ve kendine hayran olmayan bir ölüm gözlerin ve sesin kadar kesin olan bir ölüm... en solgun mevsiminden geçiyor sevgi unut beni unut, belki de terk ettiğin son cehennemdir bu. ve akşam... yoksul anıları aydınlatırken ansızın sesine vurulan kör bir kemancı kadar ince ve dokunaklı olan bu akşam başka kıyılarda güneşlenen bir alacakaranlık olsam da savruk yılların soldurduğu bedenime dokun sesini bağışla bana dağılan hayatıma bu akşamı bağışla... * |
| (karanliksonbahar, 21.09.2007 21:42:38 ~ 23.05.2008 21:03:02) | |
|
|
|
| 15. | kuğu ezgisi kuğuların ölüm öncesi ezgileri şiirlerim, yalpalayan hayatımın kara çarşaflı bekçi gizleri. ne zamandır ertelediğim her acı, çıt çıkarıyor artık, başlıyor yeni bir ezgi, -bu şiir - sendelerken yaşamım ve bilinmez yönlerim, dost kalmak zorunda bana ve sizlere! çünkü saldırgan olandan kopmuştur o, uykusunu bölen derin arzudan. büyüsünü bir içtenlikten alırsa kendi saf şiddetini yaşar artık, -bu şiir - kuramadığım güzelliklerin sessiz görünümü, ulaşılamayanın boyun eğen yansısı, sevda ile seslenir sizlere! |
| (yeşilgri, 21.04.2008 01:41:52 ~ ) | |
|
|
|
| 16. | "bu dünyayı başka bir dünyanın bekleme odası gibi görüyordu" demişti cemal süreya marmara'nın ölümünün ardından... |
| (frigoferio, 21.04.2008 03:07:28 ~ ) | |
|
|
|
| 17. | birine zarf dileği: bu tuhaf bir atılımla size ulaşan betik, dingin bir günbatımı kızıllığında ve insansız bir yerde okunmalıdır. elinize geçtiğinde bu ortamın koşulları bütünlenmemişse beklenmeli; betik, geçen anlar süresince ve dilenen alanın yaratımı sürecinde farklanmayacak, hep aynı kalacaktır. kuşku duyulmasın hiç! birine, bu nasıl böylesine pekgözlü, ürkek ve umutlu bir girişim bilinemiyor- bilinebilir olanı, size, tansıksı, büyüleyici kokulu, düşsel saydamlıktaki yeşil elmanın eriyişine tanıklık duyumunu, yanısıra, dostluğumuzun (oluşmuş muydu hiç, yoksa böyle bir kavramı benimsemekle yanılgıya mı düşüyorum?) tükenişini yeğinlikle algıladığımı ulaştırmak arzusundan başka ne olabilir? şu an ses çıkarmak istemiyorum, ayinsi bir yazma eylemini yaşamak tini tümüyle doyurabilir, nasıl ki bu doyumu, çoğu kişi için müzik gerçekleştiriyor. yaşamın kaynağının yazı olduğuna duyulan inanca güçleniyor her geçen gün. ya konuşma? onun kendine özgü bambaşka bir yapısı var ve en az ikiliyi gerektirdiği için gerçeklikte. hayır, monologu unutmuyorum, ancak, taşıdığı sayrı öznellik açısından sözkonusu edilemez şimdilik. ve dialog?! eksikliğinin beni o gece (şu tuhaf başkaldırırlığım, suskunluğum ve umarsızlığımın gözler önüne en uç noktada serildiği, dışarı açıldığı karanlık) ne denli yıprattığını, ne ölçüde onulmaz yaralar açtığım, ölümle yaşam arasındaki o geçiş yerine nasıl duygusuzca atıverdiğini ve sonra hiç üzünçsüz bir bakan'ı yapıladığını ve o yargılayıcı bakışın, kendi dışındaki herkes için yaklaşık aynı değerlendirmeyi yapabilecek olanın bilincine vardığımda en büyük acıyı bir travma gibi, öç alırcasına elime tutuşturduğunu ve işte bu sarsıcılığının bana neler anlamlayabileceğini hiç düşünebiliyor musunuz? aralıklarla gözlerimi size çevirdiğimde bana sessizce ve dümdüz baktığınızı ayrımsıyordum. belki zorunluluklara, birini o anda bırakıp gidememe, kalık yapıya ilençler yağdırıyordunuz, belki kadınlara.... en baskını uyku isteğidir ki, ezici özellikleri, dışındaki her şeyi kara gördürerek, baskısını "başka" için olumsuz yargıya hızla yöneltir. üzgünüm aşağıladınız demekten, hüznümü silebilecek birkaç sözcüğü nasıl da esirgediniz diye sormaktan, bu bilinçli ya da bilinçsiz seçiminizin suskunluğu hızlandırıcı ve bütünleyiciliğinin bana umulmaz rahatsızlıklar verdiğini yadsıyamamaktan üzgünüm! karanlığın içinde varoluşunuzu böylesine keder verici algılamamın sonucu, sonsuzca katlanan uslamlamalar, içsel haykırışlar, yürek daralmalarına neden olduğunuz bildirilse, inanışınızın ve düşündükten sonra katılımınızın içtenlik kanıtı ne olabilir? beylik bir alaycılıkla, küçük gülümsemelerle, o dondurulmuş suların beyin hücrelerime etkidiğini söyleyip, yazılanları izleyerek, göz kırpıncaya dek geçen incecik zaman kadar bile sürmeyecek bir edimle kâğıdı böylelikle düşüncelerimi, örneğin bir ateş kütlesi içinde yokedebilirsiniz. ya da hiç yoketme gereğini duymadan, yazımı tümüyle usyarılımlı, yorum delilikli söz oyunları olarak algılayıp belleğinize, sözcüklerimi kabul onayını verdirtmeyebilirsiniz. seçiminiz dolaysız unutuş yanlısı olabilir. sevgili karagönüllülüğüm ve karamsarlığım içkinliğinde sunabileceğim olasılıkları çoğaltabilirim. iyicilliğimden neler diye sorulursa- şimdi durmak artik büyük ozanlar çağlayaninda yunmak var. göğünüzün genleşmesi dileği ve sevgiyle. ağustos, 1980 marmaris |
| (frigoferio, 21.04.2008 03:13:47 ~ ) | |
|
|
|
| 18. | "ben babamın yuvarladığı çığın altında kaldım" diyerek içimizi acıtmış, varoluş gayemizi sorgulamaya yöneltmiştir kan atlası isimli şiirinde. devamı ise şöyle: kan atlasi emel'e "ben babamın yuvarladığı çığın altında kaldım." çolak mırıltılarla dövmelenen çocuk her gün her gece eğer adasında, gözü ağzı elinden alınmış, yosunlar sarmış bedenini çığlıklarken bunu su içinde... karada, hançer suratlı abinin rüzgarında uçar adımları. geçmiş ilmeğinde saklıdır arzusu içinden karanlık, tekrar ve ilenç sızdıran hayret taşında. soruyor hatırasında, "sırtımda ve sırtında gezinen bu ürperti kim, bir damla süt yerine bu ağu kim?" ay gözüyle bakmayan kavruk akıllara -boy atmış da salgıları, cücelmiş sezgileri- bir yanılgı rehavetinde debelenenlere... ey, yüzleri bir babakuş gölgesine çakılmış olanlar, üzgün adım, ileri marş! |
| (phon noir, 21.04.2008 12:16:58 ~ ) | |
|
|
|
| 19. | inceliklerden denizi, mevsimlerden en çok geçmişi özlediniz. sevgiyi kavramanın ağırlığı başlayınca bizim gibi kaçmadınız belki biraz ağladınız bir gözyaşı izi boyunca kanadınız akşamlar ve parklar arasında dünyaya en çok siz yaraştınız şimdi sizi çok özlemişiz bir akşam bize gelirseniz geniş koltuklarda oturur, susarız... * |
| (sarah, 21.04.2008 16:50:29 ~ ) | |
|
|
|
| 20. | "düşü ne biliyorum" adlı şiirinde 'ey iki adımlık yerküre bütün arka bahçelerini gördüm senin' diyen şair. düşü ne biliyorum kimdi o kedi, zamanın eşyayı örseleyen korkusunda eğerek kuşları yemlerine, bana ve suçlarıma dolanan? gök kaçınca üzerimizden ve yıldız dengi çözüldüğünde neydi yaklaşan yanan yatağından aslanlar geçirmiş ve gömütünün kapağı hep açık olana? yedi tül ardında yazgı uşağı, görüldüğünde tek boyutlu düzlüktür o ve bağlanmıştır körler örümcek salyası kablolarla birbirine sevişirken, iskeletin sevincini aklın yangınına döndüren, fil kuyruğu gerdanlıklarla. yine de, zaman kedisi pençesi ensemde, üzünç kemiğimden çekerken beni kendi göğüne, bir kahkaha bölüyor dokusunu düşler marketinin, uyanıyorum küstah sözcüklerle: ey, iki adımlık yerküre senin bütün arka bahçelerini gördüm ben! |
| (mihail, 23.05.2008 17:52:55 ~ ) | |
|
|
|
| 21. | bir ruh sıkışması,kalp krampıdır genellikle.lale müldür ve ece ayhan gibi iki önemli ismi birden etkilemis kendi ölüm saatini okuyanlardandır. |
| (uberlazy, 30.05.2008 04:11:28 ~ ) | |
|
|
|
| 22. | farklı yorumuyla bir çok şairi daha genç yaşında etkilemeyi başarmış usta bir yoruma sahip yazar.kuğuların ölüm öncesi ezgileri isimli şiirini yazdıktan sonra 13 ekim 1987 günü hayatına kendi isteğiyle son vermiştir.ölümünün ardında bıraktığı ifade ise yıllarca bir çok insanın aklında soru işaretleri bırakmayı başarmıştır:"yaşamın neresinden dönersen kardır!" onun yaşam tarzını,hayat görüşünü anlatan en dikkat çekici dizelerinden bir alıntı: ''bütün yalnızlıklarınızın ilenci korusun çoğulluklarınızı cinnet koyun erdemin adını maskelerinizi kuşanıp yalanlarınızı çoğaltın hepiniz mezarısınız kendinizin...'' |
| (bab-ı esrar, 25.08.2008 00:00:08 ~ ) | |
|
|
|