perihan mağden
1. halen radikal gazetesi yazarı olan, her daim kendisiyle ilgili çeşitli tartışmalar bulunan, üslubu yada yorumu eleştirilse bile, çoğu düşüncesi ile takdir edilesi, eşcinsel dostu yazıları bulunan, okunası bir gazeteci insan.
(olsundu, 21.03.2007 04:26:23 ~ )
2. "vicdani ret bir insan hakkıdır" dediği için halkı askerlikten soğutma suçu işlediği iddiasıyla hakkında dava açılan düşünür.
(sidartha, 21.03.2007 06:43:01 ~ )
3. en cirtlak dahi.
(synchronized, 21.03.2007 06:58:35 ~ )
4. iki genç kızın hikayesini yazan yazar. başrollerinde hülya avşar, vildan atasever ve feride çetin'in oynadığı muhteşem bir film. çok gerçekçi...
(ornella, 21.03.2007 09:57:57 ~ )
5. 26 aralık 2005'te aktüel dergisinde yazdığı "vicdani red bir insan hakkıdır" başlıklı yazısı nedeniyle hakkında tck 318. maddeden dava açılmış, 3 yıl hapis istemiyle yargılanmıştır. ilk duruşmasında kerinçek güruhunun saldırı ve hakaretlerine maruz kalmış, ancak savunmasında "buyrun, elim taşın altındadır" diyerek inancını ve inandını net bir şekilde ortya koymuştur. hakkında açılan davanın ingiliz avam kamarasında bir deklarasyon hazırlığına konu olması üzerine, ülke basınında da 1. sayfalarda haber olmuş, dava açıldığı haberini görmezden gelen veya 5. sayfadan tek sütun duyuran demokrat gazetelerin demokrat yayın yönetmenleri bile köşelerinde, dava konusu yazıyı yayınlamışlardır.* hakkında açılan dava ikinci duruşmada beraatle sonuçlanmıştır. yazı aşağıda:

vicdani red bir insan hakkıdır!


ben diyorum ki, hayır kardeşim her türk asker doğmaz! her türk asker doğmak, askerlik yapmak, asker ölmek, askerde ölebilmek mecburiyetinde değildir. nasıl her türk nükleer fizikçi, baraj mühendisi, balet, narenciye üreticisi, son ütücü olarak doğmuyorsa, doğmayacaksa, doğmaması tercih nedeniyse her türk, askerde doğamaz. doğmayacaktır. doğmaması gerekir.

“birleşmis milletler 70'lerden beri vicdani reddin bir insan hakkı olduğu fikrini savunuyor.”
diyerek mi girelim? nasil girelim bu “hassas” konuya? bu konu çok hassas çünkü askeriye'yle ilgili her konu çok hassas. çok çok hassas, bu ülkede. orduyla ilgili herrrhangi bir şeyde: öneri/eleştiri/neden böyle/neden öyle-hayır haksızsınız, porselen dükkanındakı filsiniz. tuhafiyecideki zurafasınız; aman çabuk pılınızı pırtınızı toplayıp o konunun topraklarından uzaklaşın-izzz.
ben diyorum ki, hayır kardeşim her türk asker doğmaz! her türk asker doğmak, askerlik yapmak, asker ölmek, askerde ölebilmek mecburiyetinde değildir. nasıl her türk nükleer fizikçi, baraj mühendisi, balet, narenciye üreticisi, son ütücü olarak doğmuyorsa, doğmayacaksa, doğmaması tercih nedeniyse her türk, askerde doğamaz. doğmayacaktır. doğmaması gerekir.
önce yıllardır, on yıllardır, yüz yıllardır maruz bırakıldığımız militarist koşullanmalardan kurtulmamız gerektiğini, bazılarımızın böyle bir tercihi olabileceğini kabul etme “alicenaplığını” göstermemiz gerektiğini, artik gerektiğini söyleyerek lafa başlayalım.
avrupa konseyi'ne üye 46 ülke içinde vidani reddin bir hak olarak tanımlanmadığı yalnızca iki ülkenin: azerbeycan ve türkiye'nin bulunduğunu belirtelim. ermenistan'ın dahi vicdani reddi bir hak olarak tanıdığını, kurucuları arasında bulunduğumuz avrupa konseyi tarafından vicdani reddin tarafımızdan reddiyle ilgili, mutat sıklıklarla uyarıldığımızı-
şimdi biliyorsunuz (ya da bilmiyorsunuz) mehmet tarhan diye biri var. mehmet tarhan total redci. mehmet tarhan, kardeşim ben barışı seviyorum. ben anti-militaristim. ben elime silah almam, silahlı kuvvetler'e de (hiçbir kisve altında) hizmet vermem, veremem. diyor. (onun sözleriyle değil, ben kendi dilime çeviriyorum.)
mayıs 2001'de askerlik yapmayı reddettiği için tutuklanıyor. ve o gün bugündür mehmet tarhan'in başı belada. zira türkiye cumhuriyeti, mehmet tarhan'a bu insan hakkını, eline silah almama, silahlı kuvvetler'e hizmet etmeme hakkını tanımıyor. mehmet tarhan eşcinsel olanlar bir nevi “sakat” “kusurlu” vs. vs. kabul edilerek askerlikten muaf tutulabiliyorlar. bir sağlık kuruluşunun muayenesine maruz bırakılarak.
mehmet tarhan bu muayeneye maruz bırakılmayı reddediyor. zira o eşcinsel olduğu için değil (yani “kusurlu” ve bir nevi “sakat” kabul edilmeyi kabul ettiği için değil) total redci olduğu için askerlik yapmayı reddediyor.
askeri yargitay 3'üncü ceza dairesi ise vicdani reddin kabul edilemezliğine hükmediyor. “silahlı çatışmaların devam ettiği bir coğrafyanın ortasında bulunan türkiye'nin ülke savunması için gerekli tedbirleri alması zorunludur. bunun için her erkeğin zorunlu askerlik yapacağı benimsenmiştir” ifadesiyle.
ve de sivas askeri mahkemesi'nin mehmet tarhan hakkında verdiği iki davada toplam dört yıl hapis kararını bozuyor. tarhan'ın (zorla) muayeneye tabi tutularak “eşcinsellik” gerekçesiyle terhisinin verilmesini talep ediyor. yani tarhan'ın davası yine askeri yargıtay'da. saçları zorla kesilmiş bulunan mehmet tarhan sivas'ta, askeri cezaevi'nde. bu davanin seyrine bakarak daha yıllarca orada kalacağına da hükmedebiliriz. cezaevi koşullarının alabildiğine “zor” olacağını da.
zira mehmet tarhan'dan önce 87'inci maddeden (emre itaatsizlik maddesi) yargılanıp askeri hapishanelerde yatmış bulunan vicdani redciler osman murat ülke, mehmet bal ve halil savda'nın ne mene maddi ve manevi işkencelere uğradıkları; diyelim mehmet bal'ın üstünden askeri üniformasını çıkartmaması için ellerinden ve ayaklarından kelepçelendiği, el fizyonomisi “düşünülerek” yapılmış bulunan kelepçeler ayaklarını kestiği için adana askeri cezaevi komutani albay durdu solak tarafından özel olarak imal ettirilen prangalandığı “filan” biliniyor.
yani mehmet tarhan'ı askeri cezaevi'nde geçireceği “meşakkatli” (nasıl da efendice kelimeler seçiyorum) yıllar bekliyor. böyle bir tercihi olduğu için. anti-militarist olduğu için. silahlı kuvvetler'e hizmet vermeyi reddettiği için. bu red hakkı kendisine tanınmadığı için.
şimdi eğri oturup doğru konuşalım: yurdumuz topraklarında 300 bin ila 400 bin arasında değişen (kayda değer) sayılarda asker kaçağı dolaşıyor. ne yapılıp edilse bu sayı aşağı çekilemiyor, her üç ila beş yılda bir “bedelli askerlik” çıkarılarak zevahir kurtarılıyor: yani “bedelini” ödeyebilecek maddi imkanlara sahip çocuklarımız askeriye'nin emrinde geçirilecek 15 aylık bir süre ve süreçten “yırtıyorlar.”
modernize edilmiş bir ordudan, profesyonelleştirilmiş bir ordudan (bizzat ordusu tarafından) bu denli sık söz edilen bir ülkede, ordumuzun bütçemizden aldığı pay bu denli “hatırı sayılır” iken, teknoloji bu denli ilerlemiş (özellikle savaş teknolojisi) bir sürü aletin başına “uzmanlar” yani “teknik donanımlı subaylar” dışında kişilerin yerleştirilmesi giderek imkansız hale gelmiş iken-
1.askerlik süresi şu kısaltılmış haliyle bile, ziyadesiyle uzun değil midir?
2.ordumuzun bu kadar cok sayıdaki kişiyi askere almaya çalışması hakiki bir zaruret midir?
3.bu denli çok para harcayabilen ve hatta elemanlarının kaynaklarıyla oyak gibi bir ekonomi devini yaratıklandırabilen yüce ordumuz, “türkiye'nin içinde bulunduğu özel koşullar” teranesinin artık az biraz eski etkisinde ve inandırıcılığında olmadığını, bilmem kabule yanaşabilecek midir?
diyelim aczmendiler, yehova şahitleri, kimi fundamentalist protestanlar ellerine dinleri gereği silah değdirmeyi reddediyorlar. e artık biz avrupa birliği'ne uyumlu müreffeh bir ülke olduğumuza/olacağımıza göre budistlerimiz'in, hindularımız'ın sayısında da naturel bir artış olacak. e madem fikri hür, vicdani hür bir ülkenin çouklarıyız; vicdani redcilerimiz de anlaşılan olacak. olacaktır. olsun.
askeriyemiz için “bedelli askerlik” söz konusu olduğunda içleri kan ağlayarakta olsa gözardı edilebilen “eşitlik” ilkesi bu denli muhim ise; hem hakikaten türk ordusu'nun profesyonelleşmesi, modernleşmesi konusunda ciddi adımlar atılsın, askerlik süresi yeniden kısaltılsın, hem de vicdani red bir insan hakkı olarak tanınsın. zira ben bir kız çocuğu annesi olarak böyle bir dertten “sıyırmış” olabilirim; ama bir oğlum olsaydı ve vicdani nedenlerle eline silah almayı reddetseydi hem sonuna kadar onun (ve gerekirse mucadelesinin) yanında olurdum, hemde diyelim öğretmenlik yaparak/koro çalıştırarak/ambulans sürerek/ağaç dikerek/kreşte çocuk bakarak/aşı yaparak/icabında yerleri silerek de devletine “hizmet” edebilmesinin mümkün olduğu, ama bu görevlerin “eşit” ve hakıkı ihtiyaçlar için dağıtılması ilkesiyle, pek de ala mümkün olduğu düşüncesi içinde olurdum.
e, şimdi oğlum yok diye tam da “kurtulmuş” sayılmam. zira ülkemde vicdani reddin bir hak olmaması beni (vicdanımı) rahatsız ediyor. daha önce 87. maddeden yargılanan üç vicdani redciye karşın mehmet tarhan'ın 88. maddeden yani toplu erat önünde emre itaatsizlikden yargılanmasının rahatsız ettiği gibi. sivas askeri cezaevi'nde “hangi koşullar” altında yatıyor olamadığım gibi. o niye peki hapiste? peki niye biz rahat rahat yatağımızdayız? gibi. peki biz rahat mıyız? biri, insan haklarından bir hak için mücadele verirken, biz rahat olabilir miyiz? rahat uyuyabilir miyiz? gibi. askeri konulara gelince medyalamamızın içinde bulunduğu ağır militarist koşullanma, uyguladıkları “oto-sansür” normal midir, “norm” bu ise bu memleketin “normlarını” daha insanileştirmenin, vicdanileştirmenin zamanı gelmemiş midir, gelmeyecek midir, hiç gelmeyecek midir?? gibi. liste uzuyor. e kesmek, bir yerde bitirmek lazım. bitti.
(kurremkarmerruk, 21.03.2007 10:39:26 ~ )
6. 4 mayıs 2006'da yazdığı "semtlere sınıf atlatma projeleri: köpeklere, sokak çocuklarına, travestilere ölüm!" başlıklı yazısıyla eryaman olaylarına (kıyımına) dikkat çekmiştir. elbette gönülleri de fehetmiştir. yazı aşağıda:

semtlere sınıf atlatma projeleri: köpeklere, sokak çocuklarına, travestilere ölüm!

bi yerde bi randevum var. taksiyle giderken, ortaköy'de, ana caddeye paralel bir sokakta, çok çok kirli ve çelimsiz bir sokak köpeği görüyorum.
köpeğin arka bacaklarından biri yok. üç bacağıyla zıplayarak rızkını arıyor. birden yüzümü allar basıyor. (şimdi yazarken de basıyor.) ama "aşırı" bir al basması hali. böyle kıpkırmızı kesilmekle kalmıyorum. başımdan aşağı kaynar sular boşanıyor. öylesine utanıyorum kendimden. yerin dibine kızararak göçme hali. taksiden inip o üçbacağı kucaklayıp eve götürüp yıkamadığım, aşılarını yaptırıp bizim evin köpeklerinden biri yapmadığım-yani taksiden atlayıp bana ne bbc'den deyip-zira bbc'yle konuşmaya gitmekteyim ve "sokak köpeklerini kurtarmanın sonu yok" diyecek içimdeki dizginkadın. köpeklere her geçen gün daha da sardıran taşkınkadın da rezili rüsva olacak onun adına. hatta dinle imanla meşgul olsaydı bu kafa "bu kadar küçük ve çaresiz bir sokak köpeği tek bacağını kaybederken nerelerdeydin tanrım?" yapacak alyoşalaşıp. alyoşa da "bu bacağını kaybeden köpeklere nasıl davrandığımızla ilgili tanrı'nın bir sınavıdır. ve o böyle tali konulara bakmaz" diyecek. "kendi oğlunu, kuzusunu bile kurban etmedi mi kullarını sınamak (ve dolaylı olarak kurtarabilmek) uğruna? düşünmem ki ben böyle konuları. niye birden karamazov'laşıyorum, meçhul yani.
bbc'de "halkı askerlikten soğutmak" menfur "girişimim" (yazım yani) üstüne röportajlanıyorum. mehmet tarhan'dan da söz ediyorum. doğal olarak. yazı, ondan yola çıkmıştı.
benim kahramanım: mehmet tarhan.
son zamanlarda hayatım özellikle "psychic" tesadüflerle bodoslanmakta. akşamüstü de lambdaistanbul'da olacağım zira. bana eryaman'da yaşatılan travesti kıyımı'nı anlatacaklar. ve orda mehmet tarhan'la tanışacağım.
kahramanımla. o gencecik, incecik, güzelcecik çocuk bana konuşmamızın sonlarında "şehircilik anlayışları bu" diyecek. "ne zaman bir düzenleme akıllarına gelse sokak köpekleri, sokak çocukları ve travesti temizliğine girişiyorlar." böylece günümün içine eden üçbacak'a, daha doğrusu benim kayıtsızkalmakapasiteme düğümlenerek gün, nihayetlenecek.
bu kış boyunca manchester'daki gey barların kapılarında mehmet tarhan'ın posterleri asılıymış. bizim gey barlarımızda 482 ytl'lik "designer" tişörtlerinin altında levi's vintage'larının hangi popoyu daha güzel teşhir ettiğine fikslenmişti mutena geylerimiz. orası da gey bar, burası da. amerika'daki gey hareketi de stonewall adlı barda çıkartılan bir kavgayla başladı. böyle şeyler de konuşmadan edemedik zira.
bana ülkenin geylerinin meselelerine ne kadar sahip çıkıp çıkmadıklarını söyle; ben de sana kıvamlarını söyleyeyim (tavşan boku). bana travestilerine nasıl davranıldığını söyle, ben de sana ülkenin düzeyini söyleyeyim. (diplerde.) melih gökçek diye süpersonik 1 belediye başkanı var bildiğiniz üzre başkent ankara'nın. birkaç zaman önce bi televizyon programında nasıl cinnah caddesi'nden (ankara'nın göz akı) kovduğuyla övünmüş travestileri. sonra sıra eryaman'a gelmiş olmalı. zira zamanında varoşumsu periferik bir yer olan bu semt şimdi yakaladığımız gayrimenkulcinneti'yle sınıf atlamaya doymamaktaymış. e şimdi bi semte nasıl sınıf atlatırsın? kuduz fobisi'yle sokak köpeklerini katledersin. tinerci korkusu'yla sokak çocuklarını görüntüden silersin. travesti dehşeti gibi alengirli, çilingirli (medyadan da destekli) başlıklarla da travestileri yok edersin. o zaman kardeşim o semt prim yapar. prim yaptıran başkan da. primmm. bu arada dinci fobisi'ne karşılık devletçi korkusu'yla usyarılması'ndan yarılmış toplumun "bi televizyon kanalı 350 milyon dolar ediyorsa benden iyisi şam'da kayısıdır ağbicim medyalaması" işine (yani hasılat raporlarına) gelmediği herrr ama herrr şeyi yok saydığı gibi, eryaman'da yaşananları, yaşatılanları, son birkaç zamandır iyice tırmandırılan hayatı travestilere zindan etme numaraları'nı da yok sayar. ki borsa düşmesin, işsizlik muamması açık edilmesin, avrupa birliği'nin giderek çileden çıkıyor halleri kozmetik hileleriyle gizlensin. bu arada ne götürseler kârdır ve iyi götürüyorlar hakikaten. önümde, idari yaptırım karar tutanağı diye örneğini ilk kez gördüğüm bir tutanağın işte fotokopisi duruyor. hemen bu başlığın altında (gerçek kişiler için) diye fantastik bir başlık daha var. yüz dokuz milyon ceza kesilmiş bu legalitemeyle bir travestiye. kabahat fiili kısmında: adaba aykiri hareket yazıyor. markette alışveriş ederken, bir lokantada yemek yerken, sinemadan dönerken, her an her yerde travestiler toplanıp karakola götürülüp bu para cezasını vermeye mahkum edilebiliyorlar. ki, şehir manzaralarımızdan yok olsunlar. milyarlık cezalarla başlanıp bi sürü mahkemeleşmenin akabinde cezalarda 109 ytl'ye inilmiş durumda. ama ceza "kesmeleri" son derece sıklaştırarak.
ve fakat eryaman'da yaşananlar, yaşatılanlar çok daha trajik. bizzat yaşayanların tanıklıklarıyla bitiriyorum. esma: şimdi şöyle anlatayım. eryaman'da oturuyoruz hepimiz. 1015 kişi kadar varız. hepimiz kendi evlerimizi tutmuşuz. dayanmış, döşenmiş. normalde bazı olaylar olur biliyorsunuz, travestilere falan saldırılar olur. onlar normaldir yani alışılmıştır. fakat son dönemki bu kaçmamıza sebep olan olaylar, normal, dışarıda, hani "şunları gidelim dövelim" gibisinden değil de, son derece barbarca, vahşi ve katliam yaparcasına, resmen öldürmeye yönelik hareketlere dönüştü. bunların da çoğunu polis görmedi zaten, yani gördü de görmedi. olaylar en başta, bir gün yine 4. etaptaki cadde üzerinde işe çıkan arkadaşların birkaç araba gelip, 2530 kişi civarında, belki daha da fazla, sayıları çok kalabalık onların ellerinde sopalar hiç eksik olmadı zaten saldırılar boyunca büyük boyda sopalar ve sallamalar ve döner bıçaklarıyla arkadaşlara saldırmalarıyla başladı, dövmeleriyle başladı. o gün o şekilde geçti. yani küçük çapta bir saldırı oldu, birkaç arkadaş yaralandı. biz olayı şeye bağladık, hani yine geldiler, içmişler, haplılar, falan gibi bir düşünceyle biz şey yaptık onları. ondan sonra ertesi gün bir başka arkadaşa bir saldırı oldu.
yeşim: bunlar hep işteyken oluyordu değil mi?
esma: hı hı zaten akşam genelde akşam 9'la 11 arasında başlıyordu olaylar. iki gün üst üste bu oldu. daha sonra, işte bir gün sonra ankara'nın balyoz ekibi, ahlakı (ahlak masası) geldi. o gün orda çalışmamıza izin vermedi, bu son iki gündürki olaylardan dolayı. zaten çıkmadık. bir gün sonrası da kandildi. kandil gecesi zaten kimse çıkmıyor dışarı, ters olmasın diye.
ondan sonraki günlerde zaten olaylar tam zıvanadan çıktı. bir arkadaşımız, yağmur adında bir arkadaşımız, şişmandır kendisi, yani koşma, kaçma ihtimali yok üç arkadaş daha onlar işteyken, yoldayken yine arabalarla geliniyor, yeşil ford, şu an plakasını hatırlamıyorum ama arkadaşlar plakayı bana rahatlıkla söyleyebilirler yeşil ford, eski bir ford özellikle liderleri dediğimiz insanlar o arabanın içinde, çünkü en çok göze batan araba oydu. yine 2530'un üstünde insan. her bir travestiye 67 kişi düşüyor. yani arabadan inenleri hesaplarsak linç ettiler, yağmur dediğimiz arkadaşı linç ettiler. sallamalarla, sopalarla dakikalarca dövdüler. başka arkadaşlara da aynı anda başka gruplar saldırdı. yani aynı arabadan inip beş beş beş beş, dağıldılar. herkesi, kimi yakalarlarsa arkadaşlardan biri bir arabaya bindi, kaçmak istedi, sivil oradan tesadüf geçen bir arabaya binip kaçmak istedi. kaçmak isterken arabanın camlarını falan indirdiler. yani bizimle hiç ilgisi olmayan kişi, kurtarmak isterken, onun da arabasını parçaladılar.
bir sonraki gün yine biz çıktık. bu sefer seçil ismini kullanan bir arkadaşın, yine geldiler, aynı grup ama yaya olarak geldiler. silah sıktılar. kuru sıkıdan bozma bir silahı kullanmışlar. arkadaşın sağ kolu kırıldı. mermi içinde kaldı. ameliyat, işte hastaneye götürüldü falan. kolu alçıya alındı ama mermi çıkmıyor. sadece iki günde bir pansumanlara gidip kontrole gitmesi gerekiyordu. kolu ağır bir şekilde alçıya alındı. sinirlerim bozuldu, böyle sürekli yaşadıkça bu arada linç edilen dediğim arkadaş yağmur'la kurşunlanan seçkin dediğim arkadaş ev arkadaşı, aynı evde yaşıyorlar. bizler üç üç, dört dört, iki iki, yani tek yaşayan pek yok. gece yarısı bu vurulan arkadaşla linç edilen arkadaşın aynı evde yatarken, gece yarısı, aynı grup geliyor, kapıyı kırıyorlar, evi basıyorlar, arkadaşları tekrar linç ediyorlar, "siz daha ölmediniz mi?" diyerekten. o linç edilmiş, ağır yaralı arkadaşı saçlarından evin içinde sürüklüyorlar ve feci bir şekilde parça parça ediyorlar. o kolu alçıdaki, daha acilden yeni gelmiş, yani vurulalı iki gün olmuş arkadaşı, alçılı kolundan tutup tanınmaz hale getiriyorlar. evi darmadağın ediyorlar. korkunç derecede bir dayak atıyorlar. düşünebiliyor musunuz, vurulmuş bir insan, yataktan tuvalete gitmekte zorlanan, yanında bir insana ihtiyaç duyan bir insanı parça parça ediyorlar, üstlerinde zıplıyorlar. evi darmadağın ediyorlar ve çıkıp gidiyorlar.
(kurremkarmerruk, 21.03.2007 10:46:31 ~ )
7. yazarlar arasında, en çok beğenilen yazılarını best of olarak çıkaran ilk kişi.
(mischief, 21.03.2007 12:01:50 ~ )
8. aynı anda esaslı kadın, kasabanın delisi, perihan teyze, resmen muhalif; -milletin vekili ve everest'in sahibi faruk yazar'ın- adeta kızkardeş ayarındaki yazarı olabilen ayarsız.*
(shotgun, 21.03.2007 15:06:46 ~ )
9. köşe yazarı.
yeni romanını yazıyor bir yandan.
(bellé, 28.04.2007 21:22:51 ~ )
10. bugünkü vicdani ret konulu makalesi için;
http://www.lambdaistanbul.org/php/main.php?menuID=6&altMenuID=43&icerikID=2665
(hikayeci, 15.05.2007 22:43:57 ~ )
11. best of perihan magden disinda, yazilardan toplama kitaplarin ajda pekkan'in sarki sozlerinden isim veren komik ve eglenceli ve bilincli ve aslindaperihanmagdenolsaboyleyazardi dedirten kosekadisi
(narenciye, 17.05.2007 17:59:59 ~ )
12. bakış açısıyla olduğu kadar üslubuyla da kendini sevdiren * , bağımlılık yaratan yazar
(hasgacı, 17.05.2007 18:44:16 ~ )
13. özel hayatına dair "oray eğin ile neden kanka nedennnn nedennnn" sorusuna aklı selim bir yanıt verse hayatı anlamama yardımcı olacak insan. *
(vida, 17.05.2007 18:50:08 ~ )
14. eskiden olsa "dönemsel olarak politize olan" gazeteci derdim. zira 1999 seçimlerinden önce ödp, 2002 seçimlerinden önce de dehap'a oy verelim diye bayağı uğraşmıştı. e, verenimiz vermişti de. 1999 seçimlerinden sonra da ortadan yol olmuş, iki genç kızın romanı nı yazmaya başlamıştı. burada (bak: edebiyattan sinemaya yapılan uyarlamalarda yaşanan hayal kırıklıkları). ancak galiba bir milat var ki, perihan mağden bir daha hiç ileri düzeyde apolitik, "kızım melek, annem vs" yazıları yazmadı. pınar selek ve mehmet tarhan davalarında hayli kararlıydı tavrı. hatta hrant dink öldürüldükten sonra da. hrant için yazdığı yazı çok içtendi. ama zaman zaman hümanizm dediğiniz başa bela işte. en son bir yazısında abdullah gül ve eşinin ne kadar iyi insanlar olduğunudan, kahverengi gözlerinin ne kadar güzel parladığından falan bahsediyordu. iyidir, hoştur da, bir de bu kadar naif ve overdose hümanist olmasa.
(shevekofanarres, 17.05.2007 19:01:38 ~ )
15. radikaldeki köşesinde ciddi ciddi konulara eğildiğinde balından yenmeyen ama suya sabuna dokunmayan magazin yazıları yazdığında nefret edilesi kadın..
(divine, 18.05.2007 19:31:54 ~ )
16. kanada'nın cbc radyo kanalında süper şamata bir röportajı yayınlanmış olan deli ve tatlı kadın.** arzu edenler aşağıdaki adresten kaydını dinleyebilir:

http://www.cbc.ca/writersandcompany/audio.html

bu linke "tıklayarak" girmeyi denemeyin, adresi kendiniz yazıp sayfayı öyle açın, ancak o zaman sayfa açılabiliyor ve söyleşi dinlenebiliyor.*
(timon, 21.05.2007 21:56:09 ~ 15.06.2007 23:41:55)
17. aşık olunacak kadın... yarattığı karaktere bile aşık eden kadın*
güçlü, zaman zaman öfkeli ve ironili söylemleriyle ayakta tutandır. aşırıya varan iyimser tavırlarıyla gerçekliğin ötesine geçerek sinirleri tel tel ettiği olur, doğrudur. bu zamanlarda bile vazgeçilmesi mümkün olmayandır.
ısırabileceğinden korkulurken bile göze dünya tatlısı görünen, iki genç kızın romanında içinde yaşattığı dünyayla sizi hiç bitmeyecek bir sarsılma hissine bırakan kadındır.
sebep olabileceği derin bağlılığın kelimelerle tasvir edilemeyeceği "paspasında uyurum" dedirten, hayatınızı değiştirmeye muktedir varlık. yeri doldurulamaz!
(ironik, 30.05.2007 14:15:07 ~ )
18. yeni romanı da çıkmış*, raflarda yerini almış ya da en yakın zamanda alacak olan yazar kişi
(bak: biz kimden kaçıyorduk anne?)
(ironik, 07.06.2007 18:33:56 ~ )
19. zalimce güzel bir şiiri için;

(bak: babasız kızlar balosu)
(gaykedi, 16.06.2007 05:59:23 ~ )
20. gem tutmaz heyecanı ve çatlak sesiyle zihninizin pasını alır.
(kızgın damdaki kedi, 16.06.2007 07:39:20 ~ )
21. cem uzan için, eğer %10 barajını aşarsa, bu ülkede yaşama kararımı gözden geçireceğim diyen, dobra ve gey dostu bir ablamızdır.
(gaykedi, 19.06.2007 00:45:13 ~ )
22. harfleri, kelimeleri, cümleleri bu kadar deformasyona uğratıp, kulağımızdan içeri bir tornavida sokar gibi sanat yapan, rahat ama huzursuzluk yaratan kurgularıyla, şiddeti ve şiddeti yaşayanların gözünden, ötekiden, senden, bizden öteye geçip rahatça aktaran yazar..
haberci çocuk cinayetleri
mutfak kazaları
refakatçi
en özel kitaplarıdır......
(art_niyetli, 21.06.2007 22:50:50 ~ )
23. refakatçi kitabından bir cümlesini hiç unutamadığım arızalı hatun kişi. kitapta sevgili olan bir gay çiftin kavgasına şahit olan anlatıcı şöyle diyor; "en azından eşcinsel ilişkinin biraz alternatif olabilmesini dilerdim. meğer o da beş bin yıllık heteroseksüel ilişkinin kötü bir müsveddesiymiş" kitap okunurken bu cümle cidden tokat etkisi yapıyor. gerçi bana attığı tokatların yanında bu devede kulak kalan süper dişi.
(sadece renkler, 21.06.2007 23:11:13 ~ )
24. 1960 istanbul doğumlu. robert lisesi, boğaziçi üniversitesi psikoloji bölümü mezunu.
yine, yeniden radikal gazetesinde yazıyor.

kitaplari: biz kimden kaçiyorduk anne?
aktüel yazıları ya da hangimiz uğramadık sanki haksızlıklara
politik yazılar
iki genç kızın romanı
refakatçi
best of perihan mağden
korkma bu akşam gelip çalmam kapını
topladım dağılan kalbimin herrr köşesini
herkes seni söylüyor sahi mutsuz musun?
haberci çocuk cinayetleri
dünya işleri
radikal yazıları ya da fakat ne yazık ki sokak boştu
kapı açık, arkanı dön ve çık! habaset yazıları
pazartesi yazıları ya da hiç bunları kendine dert etmeye değer mi?
mutfak kazaları

ayrıca yazılarını takip ettiğim tek köşe yazarı...
(bubble, 27.06.2007 10:08:31 ~ )
25. dün itibariyle eşcinsel onur haftası etkinliklerine ve eşcinsel onur yürüşüne katılacağını açıklamıştır.
(bak: 1 temmuz 2007)
(bak: 1 temmuz da yürüyoruz)
(frigoferio, 27.06.2007 13:32:58 ~ )

   / 2